Ticari hayatta sıkça karşılaşılan bir sorun, şirket ortaklarından birinin, ortağı olduğu şirketin bünyesinde edindiği bilgi ve imkânları kullanarak kendi adına veya yakınları adına ayrı bir şirket kurması ve ardından esas şirkete ait malları, emsal bedelin çok altında bir fiyatla bu yeni şirkete devretmesidir. Bu tür işlemler hem şirketin zararına yol açar hem de piyasada haksız bir fiyat dengesizliği yaratabilir. Bu yazıda, böyle bir eylemin hangi hukuki kurumlar çerçevesinde değerlendirilebileceği ve ortaklar ile şirketin başvurabileceği hukuki yollar ele alınmaktadır.
Olayın Hukuki Niteliği
Tarif edilen senaryoda iç içe geçmiş birden fazla hukuki sorun bulunur: ortağın/yöneticinin şirkete karşı sadakat ve özen borcunun ihlali, kendisiyle işlem yapma yasağının aşılması, şirketler topluluğu ilişkisi varsa hâkimiyetin kötüye kullanılması ve nihayet piyasada maliyetin altında satış yoluyla haksız rekabet. Somut olayın niteliğine göre bu kurumlardan biri veya birkaçı birlikte uygulama alanı bulabilir.
Sadakat ve Özen Yükümlülüğünün İhlali (TTK m. 626)
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 626. maddesi uyarınca şirket müdürleri ve yöneticileri, şirkete karşı bağlılık yükümlülüğü altındadır; şirketin menfaatlerini gözetmek, kendi menfaatine öncelik tanımamak zorundadırlar. Bir ortağın, şirketin malını kendi kurduğu başka bir şirkete komik denecek derecede düşük bir bedelle devretmesi, tipik bir sadakat borcu ihlalidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2020/2149, K. 2022/1158, T. 16.02.2022 sayılı kararına konu olayda, bir limited şirket müdürü istifasından kısa süre önce şirkete ait üç aracı ve bir gayrimenkulü kendi üzerine devretmiştir. Şirket ortağı, bu işlemlerin şirketle işlem yapma yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal davası açmıştır. Daire, TTK m. 626 kapsamındaki bağlılık ve özen yükümlülüğüne dikkat çekmiş; devir işlemlerinden kısa süre sonra şirketin borca batık hâle geldiğinin tespit edildiğini vurgulayarak, yapılan devirler ile şirketin mali durumundaki bozulma arasında bağlantı bulunup bulunmadığının mahkemece araştırılması gerektiğine hükmetmiş ve kararı bu eksik incelemeden dolayı bozmuştur.
Bu karar, tam olarak sorulan senaryodaki gibi “ortağın kendi kurduğu ayrı bir şirkete” satış yapması olmasa da, bir yöneticinin/ortağın şirket malvarlığını kendi lehine ve şirketin zararına olacak şekilde elden çıkarmasının hukuki sonuçları bakımından doğrudan emsal niteliğindedir ve aynı ilkeler, malın üçüncü bir şahsa değil ortağın kurduğu ayrı bir tüzel kişiliğe devredilmesi hâlinde de uygulanır.
Şirketler Topluluğu İlişkisi Varsa: Hâkimiyetin Kötüye Kullanılması (TTK m. 202)
Eğer ortağın kurduğu yeni şirket ile asıl şirket arasında bir hâkimiyet ilişkisi oluşmuşsa (örneğin ortak her iki şirkette de belirleyici konumdaysa), TTK m. 202/1 devreye girebilir. Bu hükme göre hâkim ortak, bağlı şirketi kendisi veya bir başka şirketin yararına, kayıp doğurucu bir işlem yapmaya yöneltemez. Şirket malının emsal bedelin çok altında yeni kurulan şirkete satılması, tipik bir “kayıp doğurucu işlem” örneğidir. Kanun, bu kaybın işlem yılı içinde fiilen denkleştirilmemesi hâlinde, hem hâkim ortağın hem de yararlanan şirketin şirketin zararını tazmin etmekle yükümlü olacağını öngörmektedir.
Piyasa Dengesinin Bozulması: Haksız Rekabet Boyutu (TTK m. 55/1-a-6)
Şirket malının komik bir fiyata elden çıkarılması, yalnızca şirket içi bir sorun olmaktan çıkıp piyasayı da etkileyebilir. TTK m. 55/1-a-6, malı veya hizmeti önemli bir gerekçe olmaksızın tedarik/maliyet fiyatının altında, ısrarlı biçimde ve düşük fiyatları reklam aracı olarak kullanarak satmayı haksız rekabet hâli olarak düzenlemektedir. Ortağın kurduğu yeni şirket üzerinden, esas şirketten devraldığı malları piyasa fiyatının çok altında sürüme çıkarması, diğer aktörlerin dürüst ve bozulmamış rekabet ortamında faaliyet göstermesini engelliyorsa, zarar gören rakipler ve meslek kuruluşları da haksız rekabet hükümlerine dayanarak dava açabilir.
Cezai Boyut: Güveni Kötüye Kullanma İhtimali (TCK m. 155)
Olayın somut delillerine göre, ortağın bu işlemi bilerek ve şirketi zarara uğratma kastıyla gerçekleştirdiği ortaya konabiliyorsa, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu bakımından da bir inceleme yapılması gündeme gelebilir. Şirketi temsil ve idare yetkisinin, şirketin zararına ve kendi ya da yakınlarının yararına kullanılması, bu suçun unsurlarını oluşturabilir. Ceza sorumluluğunun tespiti, somut olayın delilleriyle ve ilgili ceza mahkemesince yapılacak yargılama ile netleşir.
Diğer Ortaklar ve Şirket Neler Yapabilir?
Devir işleminin iptali: Şirketle işlem yapma yasağına veya sadakat yükümlülüğüne aykırı işlemlerin iptali istenebilir.
Şirketin uğradığı zararın tazmini: TTK m. 553 ve m. 202 çerçevesinde sorumluluk davası açılabilir.
Haklı sebeple ortaklıktan çıkarma: TTK m. 640/551 uyarınca, şirkete zarar veren ortağın haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması talep edilebilir.
Haksız rekabetin önlenmesi ve tazminat: TTK m. 56 kapsamında men, tespit ve maddi/manevi tazminat davaları birlikte açılabilir.
Ceza şikâyeti: Somut olayın niteliğine göre güveni kötüye kullanma suçundan şikâyette bulunulabilir.
Sonuç
Bir ortağın, şirket bünyesinde edindiği imkânları kullanarak kendi adına ayrı bir şirket kurması ve esas şirketin malını bu şirkete emsalinin çok altında bir bedelle devretmesi; ticaret hukuku bakımından sadakat yükümlülüğünün ihlali, hâkimiyetin kötüye kullanılması ve haksız rekabet kurumlarının kesiştiği, ceza hukuku bakımından ise güveni kötüye kullanma suçunu gündeme getirebilecek çok boyutlu bir sorundur. Böyle bir durumla karşılaşan ortakların ve şirketlerin, delillerin toplanması ve doğru dava türünün seçilmesi bakımından vakit kaybetmeden hukuki destek alması önem taşır.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olayınıza özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Benzer bir durumla karşı karşıyaysanız, hak kaybına uğramamak için bir avukata danışmanızı öneririz.
Kaynak: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/2149, K. 2022/1158, T. 16.02.2022 (kazanci.com.tr)
Ortağın Kurduğu Şirkete Şirket Malını Düşük Bedelle Satması: Sadakat Yükümlülüğü ve Hukuki Sonuçları
Ticari hayatta sıkça karşılaşılan bir sorun, şirket ortaklarından birinin, ortağı olduğu şirketin bünyesinde edindiği bilgi ve imkânları kullanarak kendi adına veya yakınları adına ayrı bir şirket kurması ve ardından esas şirkete ait malları, emsal bedelin çok altında bir fiyatla bu yeni şirkete devretmesidir. Bu tür işlemler hem şirketin zararına yol açar hem de piyasada haksız bir fiyat dengesizliği yaratabilir. Bu yazıda, böyle bir eylemin hangi hukuki kurumlar çerçevesinde değerlendirilebileceği ve ortaklar ile şirketin başvurabileceği hukuki yollar ele alınmaktadır.
Olayın Hukuki Niteliği
Tarif edilen senaryoda iç içe geçmiş birden fazla hukuki sorun bulunur: ortağın/yöneticinin şirkete karşı sadakat ve özen borcunun ihlali, kendisiyle işlem yapma yasağının aşılması, şirketler topluluğu ilişkisi varsa hâkimiyetin kötüye kullanılması ve nihayet piyasada maliyetin altında satış yoluyla haksız rekabet. Somut olayın niteliğine göre bu kurumlardan biri veya birkaçı birlikte uygulama alanı bulabilir.
Sadakat ve Özen Yükümlülüğünün İhlali (TTK m. 626)
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 626. maddesi uyarınca şirket müdürleri ve yöneticileri, şirkete karşı bağlılık yükümlülüğü altındadır; şirketin menfaatlerini gözetmek, kendi menfaatine öncelik tanımamak zorundadırlar. Bir ortağın, şirketin malını kendi kurduğu başka bir şirkete komik denecek derecede düşük bir bedelle devretmesi, tipik bir sadakat borcu ihlalidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2020/2149, K. 2022/1158, T. 16.02.2022 sayılı kararına konu olayda, bir limited şirket müdürü istifasından kısa süre önce şirkete ait üç aracı ve bir gayrimenkulü kendi üzerine devretmiştir. Şirket ortağı, bu işlemlerin şirketle işlem yapma yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal davası açmıştır. Daire, TTK m. 626 kapsamındaki bağlılık ve özen yükümlülüğüne dikkat çekmiş; devir işlemlerinden kısa süre sonra şirketin borca batık hâle geldiğinin tespit edildiğini vurgulayarak, yapılan devirler ile şirketin mali durumundaki bozulma arasında bağlantı bulunup bulunmadığının mahkemece araştırılması gerektiğine hükmetmiş ve kararı bu eksik incelemeden dolayı bozmuştur.
Bu karar, tam olarak sorulan senaryodaki gibi “ortağın kendi kurduğu ayrı bir şirkete” satış yapması olmasa da, bir yöneticinin/ortağın şirket malvarlığını kendi lehine ve şirketin zararına olacak şekilde elden çıkarmasının hukuki sonuçları bakımından doğrudan emsal niteliğindedir ve aynı ilkeler, malın üçüncü bir şahsa değil ortağın kurduğu ayrı bir tüzel kişiliğe devredilmesi hâlinde de uygulanır.
Şirketler Topluluğu İlişkisi Varsa: Hâkimiyetin Kötüye Kullanılması (TTK m. 202)
Eğer ortağın kurduğu yeni şirket ile asıl şirket arasında bir hâkimiyet ilişkisi oluşmuşsa (örneğin ortak her iki şirkette de belirleyici konumdaysa), TTK m. 202/1 devreye girebilir. Bu hükme göre hâkim ortak, bağlı şirketi kendisi veya bir başka şirketin yararına, kayıp doğurucu bir işlem yapmaya yöneltemez. Şirket malının emsal bedelin çok altında yeni kurulan şirkete satılması, tipik bir “kayıp doğurucu işlem” örneğidir. Kanun, bu kaybın işlem yılı içinde fiilen denkleştirilmemesi hâlinde, hem hâkim ortağın hem de yararlanan şirketin şirketin zararını tazmin etmekle yükümlü olacağını öngörmektedir.
Piyasa Dengesinin Bozulması: Haksız Rekabet Boyutu (TTK m. 55/1-a-6)
Şirket malının komik bir fiyata elden çıkarılması, yalnızca şirket içi bir sorun olmaktan çıkıp piyasayı da etkileyebilir. TTK m. 55/1-a-6, malı veya hizmeti önemli bir gerekçe olmaksızın tedarik/maliyet fiyatının altında, ısrarlı biçimde ve düşük fiyatları reklam aracı olarak kullanarak satmayı haksız rekabet hâli olarak düzenlemektedir. Ortağın kurduğu yeni şirket üzerinden, esas şirketten devraldığı malları piyasa fiyatının çok altında sürüme çıkarması, diğer aktörlerin dürüst ve bozulmamış rekabet ortamında faaliyet göstermesini engelliyorsa, zarar gören rakipler ve meslek kuruluşları da haksız rekabet hükümlerine dayanarak dava açabilir.
Cezai Boyut: Güveni Kötüye Kullanma İhtimali (TCK m. 155)
Olayın somut delillerine göre, ortağın bu işlemi bilerek ve şirketi zarara uğratma kastıyla gerçekleştirdiği ortaya konabiliyorsa, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu bakımından da bir inceleme yapılması gündeme gelebilir. Şirketi temsil ve idare yetkisinin, şirketin zararına ve kendi ya da yakınlarının yararına kullanılması, bu suçun unsurlarını oluşturabilir. Ceza sorumluluğunun tespiti, somut olayın delilleriyle ve ilgili ceza mahkemesince yapılacak yargılama ile netleşir.
Diğer Ortaklar ve Şirket Neler Yapabilir?
Sonuç
Bir ortağın, şirket bünyesinde edindiği imkânları kullanarak kendi adına ayrı bir şirket kurması ve esas şirketin malını bu şirkete emsalinin çok altında bir bedelle devretmesi; ticaret hukuku bakımından sadakat yükümlülüğünün ihlali, hâkimiyetin kötüye kullanılması ve haksız rekabet kurumlarının kesiştiği, ceza hukuku bakımından ise güveni kötüye kullanma suçunu gündeme getirebilecek çok boyutlu bir sorundur. Böyle bir durumla karşılaşan ortakların ve şirketlerin, delillerin toplanması ve doğru dava türünün seçilmesi bakımından vakit kaybetmeden hukuki destek alması önem taşır.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olayınıza özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Benzer bir durumla karşı karşıyaysanız, hak kaybına uğramamak için bir avukata danışmanızı öneririz.
Kaynak: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/2149, K. 2022/1158, T. 16.02.2022 (kazanci.com.tr)
Kategoriler
Son Yazılar
Arşivler