Çalışanlara Ayrı Şirket Kurdurarak Piyasayı Şişirme: Borçlar, Ceza, Ticaret ve Vergi Hukuku Açısından İnceleme

3 Eylül 2026 İlayda YILDIZ Comments Off

Bazı işletmelerde karşılaşılan bir uygulama, işletme sahibinin kendi malını piyasaya sürerken, yanında fiilen çalıştırdığı her personele ayrı ayrı şirket kurdurması ve mal/hizmet akışını bu şirketler üzerinden göstermesidir. Bu yapı, piyasada gerçekte tek bir kişinin kontrolünde olan bir faaliyeti çok sayıda “bağımsız” işletme varmış gibi göstererek piyasayı şişirebilir. Bu yazıda bu düzeneğin borçlar hukuku, iş ve sosyal güvenlik hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku ve vergi hukuku açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ele alınmaktadır.

Borçlar Hukuku Açısından: Muvazaa ve Gerçek İlişkinin Nitelendirilmesi

Bu düzeneğin hukuki temelinde Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesindeki muvazaa kurumu yer alır. Taraflar arasında görünürdeki işlem (çalışanın kendi bağımsız şirketi üzerinden işletmeye mal/hizmet sattığı görüntüsü) ile gerçek irade (çalışanın aslında işletme sahibinin emir ve talimatı altında, onun işyerinde çalışan bir işçi olması) birbirinden farklı olabilir. TBK m. 19 uyarınca böyle bir durumda görünürdeki işlem hükümsüzdür; gizlenen gerçek işlem (hizmet/iş sözleşmesi) geçerli kabul edilir ve hukuki sonuçlar buna göre doğar. Aynı ilke Gelir Vergisi Kanunu m. 61’de de somutlaşır: ücretin fatura bedeli, hizmet bedeli gibi başka adlar altında ödenmiş olması, ilişkinin gerçek mahiyetini değiştirmez.

Burada önemli bir inceliğe dikkat etmek gerekir: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2023/9-918, K. 2024/202, T. 24.04.2024 sayılı kararı, çalışanların ayrı bir şirket üzerinden istihdam edilmesinin, sırf bu sebeple otomatik olarak muvazaa sayılmayacağını vurgular. Mahkeme, somut olayda gerçek bir bağımlılık ilişkisi (emir-talimat, denetim, tek işverene bağımlılık, şirketin gerçek bir ticari faaliyeti olup olmadığı) bulunup bulunmadığını ayrıca araştırır. Belirleyici soru şudur: bu şirketler gerçek bir ticari faaliyet mi yürütmektedir, yoksa yalnızca kağıt üzerinde mi var olmaktadır?

İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Boyutu

İnceleme sonucunda bu şirketlerin kağıt üzerinde olduğu ve gerçek işverenin işletme sahibi olduğu ortaya çıkarsa, çalışanlar geriye dönük olarak işçi statüsünde kabul edilir; kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin gibi işçilik alacakları doğar. Ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca, eksik veya hiç yatırılmayan primler, gecikme zammı ve idari para cezasıyla birlikte işverenden tahsil edilir. Bu tür muvazaalı ilişkiler genellikle SGK müfettiş incelemesiyle ortaya çıkar.

Ceza Hukuku Açısından

Somut delillere bağlı olarak iki ayrı suç tipi gündeme gelebilir. Birincisi, eğer bu şirketler arasında gerçek bir mal/hizmet akışı olmaksızın yalnızca kağıt üzerinde fatura düzenleniyorsa, bu durum 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi kapsamında sahte belge düzenleme/kullanma suçunu (halk arasında “naylon fatura”) oluşturur. Yargıtay’ın bu konuda yerleşik içtihadı bulunmaktadır: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2018/427, K. 2018/517, T. 08.11.2018 sayılı kararı bu suçta aldatma kabiliyetinin aranmadığını, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin E. 2016/5041, K. 2019/5059, T. 27.05.2019 sayılı kararı ise “yanıltıcı belge” ile “sahte belge” arasındaki ayrımı netleştirmektedir.

İkincisi, eğer bu düzenek üçüncü kişileri (müşteri, banka, kamu kurumu) aldatarak haksız bir menfaat sağlıyorsa, TCK m. 158/1-h’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık gündeme gelebilir. Bu bent, tacir veya şirket yöneticisi sıfatıyla ticari faaliyet sırasında işlenen dolandırıcılığı ağırlaştırılmış hâl olarak düzenlemektedir ve üç yıldan on yıla kadar hapis cezası ile adli para cezasını birlikte öngörür. Bu hükmün uygulanabilmesi için failin bu sıfatı taşıması ve fiilin ticari faaliyet sırasında işlenmesi birlikte aranır.

Ticaret Hukuku Açısından

Ticaret hukuku bakımından iki ayrı sorun ortaya çıkar. Birincisi, bu şirketlerin gerçek bir ticari amaç taşımadan, yalnızca kontrolü gizlemek için kurulmuş olması, şirketin gerçek bir ekonomik faaliyet yürütme iradesiyle kurulması ilkesine aykırıdır. İkincisi, TTK m. 55 kapsamında haksız rekabet gündeme gelebilir: piyasaya, aslında tek bir kişinin kontrolündeki malın çok sayıda bağımsız işletme üzerinden sunuluyormuş gibi gösterilmesi, piyasadaki gerçek arz-talep dengesi ve rekabet yapısı hakkında rakipleri ve tüketicileri yanıltıcı bir izlenim yaratıyorsa, dürüstlük kuralına aykırı ticari uygulama sayılabilir. Zarar gören rakipler, TTK m. 56 uyarınca tespit, men ve tazminat davası açabilir.

Belirtmek gerekir ki, bu düzenek tek bir kişinin kontrolündeki şirketler arasında gerçekleştiği için, 4054 sayılı Rekabet Kanunu’nun rakipler arası anlaşma yasağını düzenleyen 4. maddesinin kapsamına girmesi teknik olarak zordur; zira kanun, aynı ekonomik birime ait teşebbüslerin iç kararlarını kapsam dışında tutar. Ancak piyasaya yansıyan yanıltıcı görünüm, haksız rekabet hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.

Vergi Hukuku Açısından

Bu, senaryonun uygulamada en sık karşılaşılan ve en somut boyutudur. Normalde ücretli/bordrolu olması gereken bir çalışma ilişkisinin, çalışana kendi şirketini kurdurup fatura kestirilerek gizlenmesi hâlinde, Gelir Vergisi Kanunu m. 61 uyarınca ödemenin adı (fatura bedeli, hizmet bedeli vb.) ilişkinin gerçek mahiyetini (ücret) değiştirmez. Vergi incelemesinde bu ilişki gerçek işçilik olarak yeniden nitelendirilirse, işveren adına geriye dönük gelir vergisi stopajı, SGK primi, gecikme zammı ve vergi ziyaı cezası birlikte tahakkuk eder. Ayrıca fatura içeriğinin gerçek bir mal/hizmet teslimine dayanmaması hâlinde, yukarıda belirtilen VUK m. 359 cezai sorumluluğu da ayrıca doğar.

Sonuç

Çalışanlara ayrı ayrı şirket kurdurarak piyasanın şişirilmesi; tek bir hukuk dalıyla değil, iç içe geçmiş dört ayrı denetim mekanizmasıyla (SGK/iş müfettişliği incelemesi, vergi incelemesi, ceza yargılaması ve haksız rekabet davası) karşılaşabilecek çok boyutlu bir sorundur. Hangi mekanizmanın devreye gireceği tamamen somut delillere bağlıdır; belirleyici soru, bu şirketlerin gerçekten bağımsız bir ticari faaliyet yürütüp yürütmediği, yoksa yalnızca tek bir kişinin talimatlarını uygulayan kağıt üzerindeki yapılar olup olmadığıdır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olayınıza özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Benzer bir durumla karşı karşıyaysanız, hak kaybına uğramamak için bir avukata danışmanızı öneririz.

Kaynaklar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/9-918, K. 2024/202, T. 24.04.2024; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/427, K. 2018/517, T. 08.11.2018; Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2016/5041, K. 2019/5059, T. 27.05.2019